Pervanlar Forum
Pervanlar,pervane,pervaneoğulları,pervanoğulları,fıkralar,bilmeceler,şarkılar,şiirler,cemal pervanlar,emirhan pervanlar,pervanlar forum
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Üye Olmamışsınız veya Giriş Yapmamışsınız Lütfen Üye Olun Veya Giriş Yapınız.
Üye Olduktan Sonra Lütfen E-mailinizden Üyeliğinizi Aktif Ediniz.

Pervanlar Forum

        Pervanlar ForumHoşgeldiniz : Misafir
En son ziyaretiniz :
Mesaj Sayınız : 0

 
AnasayfaGaleriSSSAramaÜye ListesiTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 TÜRKİYE'DE TERÖRÜN BAŞLANGICI VE GELİŞİMİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ismail_köse
Üye
Üye
avatar

<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Erkek
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 23
<b>Doğum Tarihi</b> Doğum Tarihi : 08/06/99


MesajKonu: TÜRKİYE'DE TERÖRÜN BAŞLANGICI VE GELİŞİMİ   Ptsi Mart 01, 2010 7:07 pm

TÜRKİYE’DE TERÖR VE TERÖRÜN GELİŞİMİ
Türkiyede Terörün Doğuşu - Türkiyede Terörün Başlangıcı ve Gelişimi Tehdit ve yıkıcı faaliyetler değişik ad ve yöntemlerle atalarımızın Anadolu’ya girişleri Anadolu’yu yurt edinmeleri ve sonrasında Viyana kapılarına kadar uzandıkları Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinden itibaren görülmeye başlanılmıştır.
Önceleri bazı kışkırtmalar sonucu devlete asker ve vergi vermeme gibi nedenlere dayanan aşiret isyanları ortaya çıkmıştır. Daha sonraki dönemlerde ideolojik nedenlerle oluşan yasal ve yasadışı kuruluşlar vasıtasıyla mevcut yönetime ve sisteme muhalif olarak başkaldırılar gözlenmiş ve uzun yıllardan beri muhtelif maskelere bürünerek rejimi tehdit eder olmuştur.
Devletlerin asli görevi önce her türlü tehdide ve tehlikeye karşı kendi varlığını devam ettirmek halkına huzur ve güven ortamı tesis etmektir. Ülkemiz de uzun zamandan beri değişik amaç ad şekil ve yöntemlerle güvenliğine yönelik olarak süre gelen terörizm ve yıkıcı faaliyetlerle mücadele etmektedir. Bu mücadele ülkemizin çok önemli zamanını ve ekonomik kaynaklarını tüketmekte sebep ve sonuçları hep tartışılmaktadır.
Peki bu genel olarak tehdit dediğimiz yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin nedenleri nelerdir? İçeriden ve dışarıdan kimler tarafından ne şekilde desteklenmekte ve yönlendirilmektedir? Ülke içindeki hangi işbirlikçi grup ve kesimlerce bilinçsizce desteklenmektedir? Terörü ve tehdidi destekleyenlerin fikirleri duygu ve düşünceleri nasıl ve kimler tarafından etkilenerek değiştirilmiştir veya değiştirilmektedir. Fikir ve düşüncelerin insanların ve kitlelerin hareket ve eylemlerindeki fonksiyonu nedir?
Fikir ve düşünce hareketlerin ve fiillerin lokomotifidir. Fikir olmadan hareket olmaz. Davranışların görünmez dünyası düşüncelerdir. Heinrich HEİNE "Işık gök gürültüsünden düşünce de eylemden önce gelir."demiştir. İnsanları arzulanan yönde harekete ve eyleme yöneltmek sevk etmek için önce düşünce dünyasında gerekli değişiklik yapılmaktadır. "Düşünce ek eylem biç" sözü bu gayretin en tabi ifadesidir. Tehdit grupları tehdidi yönlen
Tehdit ve yıkıcı faaliyetler değişik ad ve yöntemlerle atalarımızın Anadolu’ya girişleri Anadolu’yu yurt edinmeleri ve sonrasında Viyana kapılarına kadar uzandıkları Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinden itibaren görülmeye başlanılmıştır.
Önceleri bazı kışkırtmalar sonucu devlete asker ve vergi vermeme gibi nedenlere dayanan aşiret isyanları ortaya çıkmıştır. Daha sonraki dönemlerde ideolojik nedenlerle oluşan yasal ve yasadışı kuruluşlar vasıtasıyla mevcut yönetime ve sisteme muhalif olarak başkaldırılar gözlenmiş ve uzun yıllardan beri muhtelif maskelere bürünerek rejimi tehdit eder olmuştur.
Devletlerin asli görevi önce her türlü tehdide ve tehlikeye karşı kendi varlığını devam ettirmek halkına huzur ve güven ortamı tesis etmektir. Ülkemiz de uzun zamandan beri değişik amaç ad şekil ve yöntemlerle güvenliğine yönelik olarak süre gelen terörizm ve yıkıcı faaliyetlerle mücadele etmektedir. Bu mücadele ülkemizin çok önemli zamanını ve ekonomik kaynaklarını tüketmekte sebep ve sonuçları hep tartışılmaktadır.
Peki bu genel olarak tehdit dediğimiz yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin nedenleri nelerdir? İçeriden ve dışarıdan kimler tarafından ne şekilde desteklenmekte ve yönlendirilmektedir? Ülke içindeki hangi işbirlikçi grup ve kesimlerce bilinçsizce desteklenmektedir? Terörü ve tehdidi destekleyenlerin fikirleri duygu ve düşünceleri nasıl ve kimler tarafından etkilenerek değiştirilmiştir veya değiştirilmektedir. Fikir ve düşüncelerin insanların ve kitlelerin hareket ve eylemlerindeki fonksiyonu nedir?
Fikir ve düşünce hareketlerin ve fiillerin lokomotifidir. Fikir olmadan hareket olmaz. Davranışların görünmez dünyası düşüncelerdir. Heinrich HEİNE "Işık gök gürültüsünden düşünce de eylemden önce gelir."demiştir. İnsanları arzulanan yönde harekete ve eyleme yöneltmek sevk etmek için önce düşünce dünyasında gerekli değişiklik yapılmaktadır. "Düşünce ek eylem biç" sözü bu gayretin en tabi ifadesidir. Tehdit grupları tehdidi yönlendirenler ve terör örgütleri amaçlarına ulaşabilmek için mensuplarını eylem ve faaliyetlere yöneltmede önce tehdidin ve terörizmin ilke ve prensiplerini zihinlerinde oluşturmaktadırlar.
Her fiilde ve her harekette olduğu gibi terörün alt yapısını da fikirler ve düşünceler oluşturur. Fikirler idealleri idealler de ideolojileri meydana getirir. İdealler insanların ulaşmak istedikleri amaçlarını gösterir. İnsanlar fikir ve düşüncelerini her zaman faydalı yerlerde kullanmayabilirler. Fikir ve düşünce iyi niyetle kullanılırsa faydalı kötü niyet ve amaçla kullanıldığında ise zararlı hareketler olarak karşımıza çıkar.
Dünya hakimiyetine aday olan devletlerin veya devletler topluluğunun meydana getirdiği güç merkezleri amaçları ve milli hedefleri doğrultusunda hedef devletlerin bütünlüğüne iç güvenliğine egemenliğine kastedecek şekilde ideolojik ve etnik özelliklerine hitabeden tehditler üretmektedirler.
Ülkeler varlıklarını idame ettirmek istedikleri sürece bu güç merkezleri de var oldukça bu ve benzeri tehditlere hedef olurlar. Muhtelif gerekçelerle ortaya çıkan tehdit ideolojisi ve rengi ne olursa olsun ülkelerin jeopolitik konumuna ve jeostratejik durumuna göre şekillenmektedir.
Dolayısıyla ülkemizin güvenliğine yönelen ve uzun zamandan beri süregelen yıkıcı bölücü faaliyetlerin arkasındaki desteği sağlayan güç olarak görülen tehdidi ülkemizin jeopolitik durumunu ortaya koyarak değerlendirmek gerekir. Zira terörün ve anarşinin baş sebep olan tehdidin özellikleri nereden ve nasıl yönlendirildiği genel bölgesel ve sosyo-ekonomik yapıya etkileri iyi tahlil edilmelidir.
1. Türkiye'nin Jeopolitik /Jeostratejik Değeri
Ülkemizin jeopolitik jeostratejik değerini kavrayabilmek için genel bölgesel ve sosyo-ekonomik durumları açısından ele alınmasında fayda görülmektedir.
Genel durumu açısından bakıldığında ülkemiz üzerinde ve bulunduğu coğrafi bölgede dünya güç merkezleri arasındaki dengeyi etkileyecek şekilde sürekli ve çok yönlü çıkar ve güç çatışmalarının yaşandığı kritik bir coğrafi konuma sahiptir
Bu konumu ile Avrupa Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği bir düğüm noktası bir köprü durumundadır. Farklı özelliklere sahip Avrupa Asya ve Afrika kıtalarındaki ülkelerin fiziki sosyal ekonomik ve kültürel çıkarları ülkemiz üzerinde çakışmaktadır. Anadolu adı verilen yarım adanın kara deniz ve hava sahası Asya Avrupa ve Afrika’dan stratejik düzeyde kuvvet intikali için lüzumlu bir bölgedir.
Hassasiyet arz eden coğrafi konumundan kaynaklanan bütün bu avantajları ülkemize dünya hakimiyetini amaçlayan güçlerin mutlak kontrol altında tutmak ve elde etmek istedikleri bir hedef niteliği kazandırmaktadır.
Bölgesel durumu açısından bakıldığında ise ülkemiz İstanbul Boğazı Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazını elinde bulundurması Orta Doğu Basra Körfezi ve Ege denizi dahil Doğu Akdeniz'i kontrol edebilecek coğrafi konuma sahip bulunması bölgedeki bütün ülkelerin her türlü ulaşım faaliyetlerini ve güvenliklerini çok yakından ilgilendirmektedir.
Bu özellik ülkemiz açısından çevresindeki ülkelerin birbiri ile olan politik ekonomik ve askeri ilişkilerine doğrudan etkisi sebebiyle taraf ülkelerce her zaman hesaba katılması gereken önemli bir faktördür.
Sahip olduğumuz İstanbul Boğazı Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı Karadeniz'i Akdeniz'e ve diğer sıcak denizlere bağlayan 160 deniz mili uzunluğunda tek su yoludur. Dünya ticareti ve ulaşımında özel bir yeri vardır. Gerek batı Avrupa Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin Rusya Bulgaristan ve Romanya ile gerekse eski Varşova Paktı ülkelerinin tüm dünya ülkeleriyle Sosyal ekonomik ve ticari bazen de askeri ilişkilerinde önemli rol oynamaktadır. Rusya'nın Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yönelik askeri faaliyetleri ile deniz ticaretinin yaklaşık yarısı boğazlarımıza bağımlıdır. Ayrıca Rusya’nın Akdeniz'deki askeri varlığının idamesi Karadeniz'den ancak ve ancak boğazlarımızı kullanarak yapılacak lojistik destekle mümkündür. Genel veya bölgesel savaşlarda Rusların Akdeniz bölgesine yönelik harekâtının başarısı ve devamı da boğazlara bağlıdır.
Sosyo-Ekonomik durumu açısından bakıldığında ülkemiz yetmiş milyona yakın genç ve dinamik nüfus potansiyeline zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip dünyada besin ihtiyaçlarını karşılayabilen ve ihtiyaç fazlası ürün sağlayan nadir ülkelerden biridir. Her geçen gün gelişmekte olan ekonomik ve teknolojik gücü bağımsızlığını kazanmış Orta Asya’daki Türk devletleriyle entegre olabilecek potansiyele sahip olmasının sağladığı avantaj ile bölgede mevcut politik askeri ve ekonomik dengeyi bulunduğu tarafa kazandırabilecek milli güce ve coğrafi konuma sahip bir bölge devletidir.
Diğer taraftan dünya güç merkezleri arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri sağlayan ulaşım yolları üzerinde bulunması ve bu yolları kontrol eden konumu nedeniyle tüm dünya güç merkezlerinin ekonomik ilişkilerini etkileyebilecek durumdadır.
2. Sürekli Tehdit
Ülkemiz aynen deprem kuşağı gibi bir tehdit kuşağı üzerinde bulunmaktadır. Tarihin her döneminde güç merkezleri bir çok ulusu etkileyecek şekilde dönemlerinin genel yapı ve şartlarına uygun tehditler üretmişlerdir.
Bu tehditler devamlı jeopolitiğin değişen unsurları arasında yer alan ülkelerin etnik ve dini yapısını sosyal ve ekonomik sorunlarını bölgesel sorunlarını hedef almaktadır. Bu sorunların istismarı ile de tehdit ve yıkıcı faaliyetler organize edilmekte ülkelerin güvenliklerine ve rejimlerine yönelmektedir.
Şüphesiz insanlık var oldukça güç merkezleri yaşanan dönemin şartlarına uygun tehditler üretecekler ve bunları yayarak yeni bazı stratejiler geliştireceklerdir.
Ülkemizin üzerinde bulunduğu topraklar tarihin her döneminde o dönemin şartlarına uygun yayılmacı faaliyetlerin etkisi altında bulunmuş ve ideolojinin türü ne olursa olsun ülkemize yönelik tehdit bir devamlılık arz etmiştir. Kısacası tehdit dün olduğu gibi bu gün de vardır yarın da mutlaka olacaktır. İşte ideolojinin türü ne olursa olsun ülkemizin maruz kalacağı bu tür tehdide "sürekli tehdit" denilmektedir.
Sonuç olarak ülkemiz jeopolitik ve jeostratejik durumu nedeniyle sürekli bir tehdide maruz bulunmaktadır. Bu sürekli tehdidi oluşturan veya oluşturacak olan güçler hedeflerine ulaşmak için bazı yol ve yöntemler denerler. Bunlar; sinsice yürütülen dostluktan politik ve ekonomik baskıya savaşa kadar uzanan bir tür uygulama zinciri halinde kendini göstermektedir.
Günümüzde sinsi dostluklar politik ve ekonomik baskılar devam ederken sıcak savaş yerini soğuk savaş dediğimiz ülkeleri içeriden çökertmeyi hedefleyen anarşi ve terörü gizlice desteklemeye terk etmiştir."
3. Bölgesel Tehdit
Anadolu coğrafyası konumu itibariyle her devirde sahip olmak isteyenlerin etkili ve önemli mücadelelerine sahne olmuştur. Anadolu coğrafyasına sahip olanlar stratejik avantajları sayesinde gücünü ve bütünlüğünü koruduğu sürece Akdeniz Ege ve Karadeniz havzalarının kontrolünü elinde bulundurmuş Ortadoğu-Kafkaslar ve Balkanlar'da egemen olmuştur.
Bölgenin Türklerin medeniyeti altına girmesi tarihin önemli dönüm noktalarından birini teşkil etmiş yeni ve yakın çağlar Anadolu'nun Türklerden kurtarılması için yapılan savaşlar ittifaklar politik ve ekonomik entrikaların yoğun olduğu bir devir olarak tarihte yerini almıştır.
Boğazlar Akdeniz ve Ortadoğu'nun tarih boyunca sahip olduğu Jeopolitik ve Jeostratejik önemi nedeniyle İngiltere Fransa Almanya Avusturya ve Çarlık Rusya'sı gibi Avrupa devletleri Osmanlı İmparatorluğuna karşı politikaları ve çıkarları doğrultusunda zaman zaman kendi güçlerini kullanarak birbirlerini destekleyerek Rum Ermeni ve diğer azınlıkları kışkırtarak amaçlarına ulaşmak istemişlerdir.
Günümüzde ülkemiz üzerinde milli menfaatlerine uygun emeller taşıyan büyük ülkeler dünyada ve bölgede yaşanan sorunların çözümünde sosyo-ekonomik gelişmelerde siyasal sosyal ve ekonomik koşulları hesaplayarak Türkiye'nin içinde bulunduğu politikalar izlemektedirler.
Bu politikalar gelişmelere göre ya tek başlarına ya da dahil oldukları ittifak çerçevesinde bazen Türkiye’nin yanında bazen de karşısında yer alma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Komşumuz olan ülkelerin milli menfaatlerine dayanan açık ve gizli hedefleri de tarihi süreç içinde şekillenmektedir. Durum ve şartlara göre ülkelerin bu hedefleri 12.04. 1985 tarihinde YÖK binasında verilen Konferans sunumlarını kapsayan Türkiye’de Anarşi ve Terörün sebepleri ve hedefleri isimli kitapta aşağıdaki gibi izah edilmiştir.
"Türkiye coğrafyasını oluşturan Anadolu'nun tamamına veya bir kısmına sahip olmak veya onun üzerinde yaşayanları bu topraklara sahip olamayacak güçsüzlüğe düşürmek şeklinde ifade edilebilir."
"....Viyana kapılarından itibaren başlayan gerilemede kaybedilen topraklar incelendiğinde kaybın harpten ziyade dışarıdan desteklenen bölgesel isyanlar neticesinde gerçekleştiği görülecektir. Yapılan harplerin çoğunda da bölge halkının din veya ırk ayrımı gerekçesiyle korunması zahiri sebep olarak gösterilmiştir.
1877-78 Osmanlı-Rus harbinde Yeşilköy'e kadar gelen bir güç Avrupa'nın diğer güçlerinin baskısıyla geri itilirken neden aynı güçler 1. Dünya savaşında karşımızda olmuşlardır?
Kurtuluş savaşı öncesi çeşitli ülkelerce işgal gerçekleştirilmişken neden bazı yörelerde harpsiz çekilmeler olmuş ve savaş Türk-Yunan harbi olarak noktalanmıştır?
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin İkinci Dünya savaşına kadar Dünya kamu oyunda saygın bir düzeye getirilmesi çabalarının altında yatan gerçek nedir? Neden Türkiye zaman zaman Uluslararası arenada yalnız bırakılmaktadır? Sınır komşumuz olmadığı halde neden bu ülkeler bazen yanımızda bazen karşımızdadır?
Bütün bu soruların cevabı tek deyimde toplanırsa buna Türkiye'nin jeopolitik değeri veya Türkiye'nin jeopolitik kaderi demek doğru olur. Bu jeopolitik değerin neticesi özetlenirse ortaya çıkan sonuç şudur.
‘Dünya hakimiyetine aday olan güçler ve kendi ulusal çıkarlarını bu güçlerin paralelinde bulan ortakları dünyanın bu kesiminde kendine yeterli ve güçlü bir ülkenin teşekkülünü istememektedir.
Aynı güçler Dünyanın bu kesiminde tamamen zayıf ve her an karşıt gücün himayesine girebilecek kadar güçsüz bir Türkiye de istememektedirler.
O halde bu topraklarda yaşayan bu millet her yönü ile kuvvetlendikçe budanan zayıfladıkça sulanan bir ağaç misali kendilerince kabul edilen askeri ve azami limitler içerisinde kalmalıdır"
4. Terör Nedir?
Terör genellikle dış kaynaklardan beslenen tehdit ve yıkıcı faaliyetlerin kuşanmış/silahlanmış halidir. 3713 sayılı terörle Mücadele Kanunundaki kıstaslara göre ise "Ferden veya örgütlü olarak her türlü silah ve aletlerle baskı cebir şiddet yıldırma sindirme korkutma yöntemlerinden birini kullanarak belli bir düşünceyi davranışı kabul ettirmek anayasal hukuki sosyal ekonomik ve siyasal sistemleri değiştirmek için başvurulan şiddet eylemleridir" denilebilir.
Yürürlükteki 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda da terör şu şekilde tanımlanmıştır.
"Baskı cebir ve şiddet korkutma yıldırma sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini siyasi hukuki sosyal laik ekonomik düzenini değiştirmek devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak Türk devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek temel hak ve hürriyetleri yok etmek devletin iç ve dış güvenliğini kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemdir."
Terörün üç ana unsuru vardır. Bunlar İdeoloji örgüt ve şiddettir. Bir olaya terör diyebilmemiz için bu üç unsurun bir arada bulunması lazımdır.
İdeoloji Türkiye gazetesinin yayınladığı Rehber Ansiklopedisi’nde "Siyasi veya içtimai bir doktrin meydana getiren görüş ve düşünce sistemi" olarak Milliyet Gazetesinin yayınladığı Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisinde ise "bireysel ya da kollektif bir davranışın temelini oluşturan bir felsefi ve siyasal öğretiyi oluşturan genel fikirler sistemi" olarak ifade edilmiştir.
Buradan hareketle ideolojiyi; fikirler idealler düşünceler topluluğu düşünce bilimi düşüncelerin ve fikirlerin bir buket gibi sistemleştirilmiş hali olarak tanımlayabiliriz.
Terör açısından bakarsak fertlerin veya grubun hareketlerini yönlendirmek ve belirli bir yönde hareketlerini sağlamak bir bütün olarak hareket etmeleri için bir ideoloji ile donatılmış olunması gerekir. Fikir veya ideoloji grupları ayakta tutmak için olmazsa olmaz cinsinden bir kavramdır.
Örgüt bir amacı gerçekleştirmek üzere belli fikirleri düşünceleri benimsemiş olan kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları kuruma denir. Terörle mücadele Kanununda "örgüt iki veya daha fazla kimsenin aynı amaç etrafında birleşmesiyle meydana gelmiş sayılır. Örgüt terimi Türk Ceza Kanunu ile ceza hükümlerini içeren özel kanunlarda geçen teşekkül cemiyet silahlı cemiyet çete ve silahlı çeteyi de kapsar" şeklinde ifade edilmiştir. Örgütlenme güç birliği açısından son derece önemlidir. "Bir elin nesi var iki elin sesi var" atasözü örgütlenmenin gerekliliğini çok güzel ifade etmektedir. Birlikte hareket etme dayanışma gibi kavramları içinde taşıyan örgütlenmenin ortaya çıkardığı yapıya örgüt denir.
Destek bir gaye için oluşturulmuş bir kuruluşa kuruluşa mensup kişilere veya bu kişiler vasıtasıyla o kuruluşa doğrudan ve dolaylı olarak yapılan silah para ve benzeri yardımlara denir. Desteği iki başlık altında ele almak gerekir. İç destek dış destek. Kuruluşun/örgütün faaliyet gösterdiği ülke toprakları içinden kişi ve kurumlardan hangi şekil ve şartla olursa olsun sağlanan yardımlar iç destektir. Ülke dışındaki kurum kişi ve teşekküllerden hangi şekil ve şartla olursa olsun sağlanan yardıma da dış destek adı verilir. Destek terörün hayatiyet taşıyan ve dördüncü unsuru olarak kabul edebileceğimiz bir ayağıdır.
Şiddet Milliyet Gazetesinin yayınladığı Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisinde; "Bir çarpmanın darbenin gücü" "beden gücünün kötüye kullanılması silahlı etkinlikler ve aşırı bir saldırganlık özelliği taşıyan ilişkilerle belirginleşen edimlerin tümü/kaba kuvvet" Ortalığa korku ve yılgı salmak çevredekileri sindirmek için yapılan her türlü silahlı eylem/tedhiş" olarak tarif edilmiştir.
Genel olarak şiddet belirli bir ideoloji etrafında örgütlenip gerekli desteği sağlayanlarca silahla bombayla ve silahsız olarak baskı cebir şiddet yıldırma korkutma sindirme yöntemlerinden birini kullanarak etkinlik sağlamak suretiyle belli bir düşünceyi davranışı kabul ettirmek anayasal; hukuki sosyal ekonomik ve siyasi sistemleri değiştirmek amacıyla baş vurulan her türlü eyleme denir.
Bu şekilde ideoloji örgüt destek ve şiddet hiyerarşisi içinde tehdidi oluşturan yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin organize edilmiş şekli olarak ortaya çıkan terörün asıl hedefi ve amacı devletin veya devletlerin top yekün milli gücünü yani ekonomisini turizmini sosyal hayatını eğitimini ve kültürel yapısını zaafa uğratmaktır. Ülkeler sahip oldukları coğrafi yapısı ve jeopolitik konumları nedeniyle var oldukları ve var olmak istedikleri sürece değişik şekil ve şartlarda gelişen tehditlere muhatap olurlar.
5. Türkiye’de Terörün Tarihi Gelişimi
5/1- 1920-1960 Yılları Arası
Osmanlı devletinin son dönemlerini de içine alan yakın tarihimizde ülkemizde cumhuriyetle birlikte devlet ve rejime yönelik faaliyetlerin lokomotifi durumundaki ilk yasadışı örgüt (Türkiye Komünist Partisi) TKP’dir. TKP Sovyetler birliğinin kontrolündeki 3. sosyalist (komünist) enternasyonal kararları gereğince Sovyet Rusya’da yaşayan ve Türk Komünistleri olarak bilinen Mustafa SUPHİ ve arkadaşlarınca 10 Eylül 1920 tarihinde Bakü’de kurulmuştur.
Ülkemizde kurulup faaliyet gösteren bir çok yasadışı örgüt gibi Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) de M. Suphi ve arkadaşlarının kurmuş olduğu TKP’nin mirasına sahip çıkmaktadır. TDKP bunu şu şekilde açıklamaktadır. "M.Suphi önderliğindeki TKP ülkemizde komünist partisinin inşası yolunda atılan ilk ciddi adımdı. Örgütümüz (TDKP) M.Suphi ve yoldaşlarının ve onların TKP’sinin kararlı mirasçısıdır" (3)
Mustafa SUPHİ’nin TKP’nin kuruluşu aşamasındaki faaliyetleri yasadışı TDKP’nin 2-7 Şubat 1980 tarihleri arasında yapılan birinci/kuruluş kongresinde alınan kararları kapsayan ve "kongre belgeleri" isimli kitapta şu şekilde ifade edilmektedir.
"1917 Ekim Devrimiyle birlikte Mustafa SUPHİ Rusyalı Türkler oradaki savaş esirleri arasında çalışmalar yaptı. Önce Moskova’da daha sonra Kırım ve Odesa’da Türkçe olarak ‘Yeni Dünya’ gazetesini yayınladı. Buralardan Türkiye’ye kaçak olarak propaganda broşürleri propagandacılar komünist işçi ve askerler gönderdi. Moskova kazan Samara Saratov Rezan Astrahan ve daha bir çok şehirde Türk Komünist örgütlerini kurdu.
.....Eylül 1920 de Bakü’ de toplanan ‘Doğu Halkları Kurultayı’na partili partisiz 235 Türkiyeli delege katıldı. Bunun sonunda 10 Eylül 1920’de ‘Birinci Umumi Türk komünistleri Kongresi’ Bakü’de toplandı. Bu kongrede ‘Türkiye Komünist Partisi’ kuruldu. Başkanlığına Mustafa SUPHİ genel sekreterliğine de Ethem NEJAT seçildi.
...TKP M. Suphi ve yoldaşlarının komünterne bağlı olarak faaliyet göstermelerinin doğrudan bir sonucu olarak komünternin(*) Türkiye kolu olarak kurulmuştur... (3)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
TÜRKİYE'DE TERÖRÜN BAŞLANGICI VE GELİŞİMİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Pervanlar Forum :: Araştırmalar :: Araştırmalar-
Buraya geçin: